24 Haziran 2008 Salı

Teşekkürler

Zeynep. Onu görenler ya hiç beğenmezler ve hakkında konuşmaya gerek bile duymazlar. Ya da güzelliğine hayran kalıp gözlerini ondan alsalar da akıllarını ondan alamazlar. Onun ufacık şeker gibi bir burnu, dolgun ve ıslak dudakları, inanılmaz güzellikte saçları olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat gerçekler hiç de öyle değildir. Zeynep’in suratındaki inanılmaz güzellik büyük bir çirkinlikten doğmuştur. Güzellik ile çirkinlik el ele vermiş birlikte çalışmışlar, güzellik çirkinliği belki sarhoş ederek ya da belki tatlı sözlerle ikna edip bu muhteşem eserini ortaya çıkartmıştır.

Güzelliğin bir sanatçı olduğunu onun suratında anladım. O güne kadar bir sürü güzel yüz görmüş olmama rağmen kimsenin yüzünde bir sanat eseri görmemiştim. Sanat eserleri yaratıcı olmak zorundadır. Bence tabii ki. Onlar herkesin aklında farklı fikirler uyandırmalı bazı insanlar tarafından çok beğenilirken bazıları tarafından anlaşılamamalıdır (Bir şey anlayanların daha çok hoşuna gider böylesi). Sanat eserinin kaygısı estetik olmamalıdır.

Sanatçı anlatmak istediğini açıkça ortaya koyamaz. Onu öyle bir anlatır ki görenler oturur düşünür düşünür ve düşünür. Tamamını kavrayamamanın da verdiği bir hayranlık duygusuyla sanat eserinin yanından ayrılırlar. Ama işte o insanoğlunun en büyük iştahına yenik düşerler çoğu zaman. Bilmediklerini öğrenmek isterler. Kafalarında sorular sorarlar. Cevaplarını almaya çalışırken düşünmek zorunda kalırlar. Hoşlarına giden aslında bu sanat eseri midir yoksa çok nadiren yaptıkları bu düşünmek fiili midir. Bilmiyorum.

Zeynep geçenlerde evlendi. Umarız mutlu olur.

Bir kağıt oyununda buluştu yollarımız uzun zaman sonra ilk defa. Antalya’nın güzel koylarından birinde ağaçların arasında herkesten uzak bir yerde nasıl olduysa eski bir kaç arkadaş bir araya geldik. Birimizin eski püskü kırmızı bir Ford minibüsünün içindeydik. Kapılar camlar herşey sonuna kadar açıktı. Güneş ağaçları zar zor geçip bize şamarı yemiş halde ulaştığı için kendisiyle bir sorunumuz yoktu. Zaten aracın içerisinde oturuyorduk.

Bizim arkadaş minibüsün arkasındaki koltukları birbirlerine çevirttirmiş aralarına da bir masa atmış. Artık istersen mangalda pişirdiğin pirzolalarını ye ya da bizim gibi biraz rakı eşliğinde arkadaşlarınla kağıt oyna. Biz kağıt oynarken açık camlardan içeri giren meraklı ve tatlı rüzgar yüzlerimizi okşayıp tekrar bizi baş başa bırakıp gidiyor.

Dört kişiyiz. Zeynep var ben varım. İki tane daha arkadaş var. Onların ismi çok önemli değil. Birazdan minibüsten inip ağaçların arasında yürümeye başlayacaklar zaten. Zeynep’in yeni evlendiği eşi her nasılsa aramızda yok.

Kağıt oyunumuz sıkıldığımız için mi bitti bilemiyorum ama bir anda bitiverdi. Dediğim gibi arkadaşlar aldılar başlarını gittiler. Böyle durumlarda soru sorulmaz fazla. Giden gider. Kalan kalır. Kalan kaldığı için memnundur. Giden gittiği için. Ama bazen giden kalan için mutludur.

Minibüsün hemen kapısının yanında yere oturdum. Sırtımı da minibüse yasladım. Zeynep de hemen arkamda minibüsün içinde ön koltuğun başlığına kollarını dolamış bir biçimde dışarı bakıyordu. Birbirimize bakmıyorduk. Her nasıl olduysa ben hem kendimi görüyordum hem de Zeynep’i. Hem ağaçlara bakıyordum hem de onun suratına.

Şimdiden yazarın birazdan terbiye sınırlarını zorlayıp evli bir kıza sulanacağını düşünenler bence siz kendinize bakın. Böyle bir şey düşündüğünüz için kendinizden utanmalısınız.

Kız evli. Artık nasıl insanın annesi ile babası evli olursa, teyzesi ile eniştesi evli olursa o da onlar gibi evli. Bu ne demek? Artık yan yana oturduğu sohbet ettiği erkekler ile arasında bir şey olamaz. Hayatımda belki de ilk defa akrabam olmayan bir kızla konuşurken cinselliğim üzerinde tam bir kontrol sağlamalıyım.

Fakat arkadaşlarının evli olması fikri bir kimse için çok yeniyse ne olacak? Daha kendisi o evli insanların olgunluğunda değil de kendisini hala çocuk ya da genç gibi görüyorsa o zaman ne yapmalı? Hatta Zeynep bu kimsenin ilk aşkı ise ne olacak? Ne yapacak?

Yapacak tek şey var. Benim gibi rüya görmek.

Teşekkürler bilinçaltım. Teşekkürler.

1 yorum:

CyNthia dedi ki...

tühbe:P bunu saymam:P